4721 sayılı Türk Medeni Kanununda, boşanma sebepleri özel ve genel boşanma sebepleri olmak üzere iki grupta düzenleme altına alınmıştır. Boşanma hukukuna yön veren temel ilkeler; irade ilkesi, kusur ilkesi, evlilik birliğinin sarsılması ilkesi, elverişsizlik ilkesi ve eylemli ayrılık ilkesi olarak beş grupta toplanmaktadır. Kanun’un 166. maddesinde yazılı boşanma sebebi esasen evlilik birliğinin sarsılması ilkesine dayalıdır. Söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesi;
“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.
(Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.” hükmünü taşımaktadır.
Genel boşanma sebeplerini düzenleyen bu madde hükmü, somutlaştırılmamış ve ayrıntıları belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Yargıtay tam kusurlu eşin dava açamayacağını belirtmektedir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK m. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir. Yargıtayın uygulamaları ile vücut bulan ve ağır kusurlu eşinde boşanma talep edebilmesini düzenleyen TMK’nın 166/2. maddesine göre az kusurlu durumda olan davalı eşin açılan davaya itiraz hakkı vardır. Böyle bir durumda hâkim “ileri sürülen itirazın, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna ve ayrıca evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı” kanaatine vardığı takdirde boşanmaya karar verebilecektir. Davacının ağır kusurlu olduğu durumlarda, az kusurlu davalının boşanmak istememesi tek başına hâkimin davayı reddetmesini gerektirmez, az kusurlu eşin karşı çıkmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, ayrıca eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığının anlaşılması karşısında hâkim boşanma kararı vermelidir. Eşit kusur durumunda da boşanmaya karar verilir.
Türk Hukukunda kusurlu olup olmama durumu boşanma kararı yanında boşanmanın malî sonuçları yönünden de önem taşımaktadır. Boşanma nedeniyle yoksulluk nafakası ve tazminat ödenmesine karar verilebilmesi için; bir eşin “kusurlu davranışları” ile diğer eşte “tazminatlar yönünden zarar oluşumu ve yoksulluk nafakası yönünden ise yoksulluğa düşme durumu” arasında “nedensellik bağı” olmasını gerektirir. Eşte oluşan zarar ve yoksulluğa düşme olguları; boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleştiği kabul edilen kusurlu davranışlar nedeniyle oluşmalıdır. Hâkim; olayların alışılan akışına ve yaşam deneyimlerine göre, kusurlu eşin boşanmaya sebebiyet veren eylemlerinin, diğer eşte ağır zarar yaratması ve eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olması arasında uygun nedensellik bağını kurduğu takdirde tazminat ve nafaka ödenmesine karar verebilir.
-
Yargıtay, evlilik birliğinde kadının; müşterek konuttan haber vermeden sık sık ailesinin yanına gitmesini, erkeği yanına almadan yalnız ve makul süre üzerinde başka yerde kalmasını, müşterek konuttan sık sık başka bir şehre gidip akraba veya arkadaşların yanında kalmasını, her tartışmada sık sık müşterek konutu terk edip baba evine gitmesini, uzun süreler orada kalmasını ve bu sebeple kadının birlikte yaşamaktan kaçınmasını kusurlu davranış kabul etmiştir. Davalı kadının işbu davranışları davacı erkek için haklı boşanma sebebi sayılmıştır.
Yargıtay bir kararında; sık sık müşterek konuttan giden, İstanbul'a kız arkadaşlarının yanına da giden, erkeği yanına almayan, gittiği dönem 2-3 ay kalan, bazen 1 ay 15 gün müşterek konuta dönmeyen, tedavi için gerekli olan sürelerin çok üstünde müşterek konut dışında kalan, sık sık müşterek konuttan giden kadının, işbu davranışlarının kusurlu olduğu kabul etmiştir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2023/2616 E., 2024/521 K. sayılı kararı) Yine farklı bir kararında da; davalı kadının ailesi ile sürekli telefonda konuştuğu, davacı erkekten habersiz il dışına yakınlarının yanına gittiği, evi sık sık terk ettiği dosyada, davalı kadının kusurlu olduğu ve bu kusurlu davranışlarıyla evlilik birliğinin davacı erkek için temelinden sarsıldığını belirtmiştir.
İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2015/20358 E., 2016/13761 K. Sayılı ve 03.10.2016 Tarihli Kararında;“…davalı-karşı davacı kadın tarafından ise manevi tazminatın miktarı ve ziynet eşyası alacağı davası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Mahkemece, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında erkeğin kusurlu olduğu belirtilerek, davacı-davalı erkeğin boşanma davasının reddine, davalı-karşı davacı kadının davasının kabulüne ve tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı-karşı davacı kadının eşine "geri zekalı, aptal" diyerek hakaret ettiği, sık sık müşterek konutu terkedip baba evine gittiği anlaşılmaktadır. Bu halde, taraflar arasındaki ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-karşı davalı erkek de dava açmakta haklıdır. Davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davasının da kabulü gerekirken, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır…”
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2014/19515 E., 2015/4376 K. ve 11.03.2015 Tarihli Kararında; “…Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı erkek eş tarafından; kusur belirlemesi, maddi tazminat ve yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. Mahkemece, davalı erkek eş ağır kusurlu kabul edilmek suretiyle boşanmaya karar verilmiş ise de, toplanan delillerden; davalı erkek eşin, davacı kadın eşi daha sonra gelip alacağını söyleyerek baba evine gönderdiği, arayıp sormadığı gibi, kadının müşterek haneye dönme isteğini de kabul etmediği, buna karşılık davacının da; sık sık müşterek haneyi terk edip baba evine gittiği, “evliliğin kendisine göre olmadığını, kayınvalidesi ile oturup gelinlik yapamayacağını” söylediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerekmektedir. Hal böyleyken, davalı erkek eşin ağır kusurlu kabul edilmesi ve bu hatalı kusur tespitine bağlı olarak davacı eş yararına maddi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiştir…”
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/15931 E., 2016/13626 K. ve 06.10.2016 Tarihli Kararında; “…Mahkemece, taraflar arasında görülen karşılıklı boşanma davası neticesinde, davacı-davalı erkek ağır kusurlu bulunarak her iki tarafında boşanma davası kabul edilerek boşanmalarına karar verilmiştir. Yapılan tahkikat ve toplanan delillerden; davalı-davacı kadının 13/12/2012 tarihinde Türk Medeni Kanununun 197. maddesine dayalı bağımsız tedbir nafakası davası açtığı; bu davasının, ayrı yaşamada haklılığını kanıtlayamadığı gerekçesiyle reddedildiği ve bu kararın da kesinleştiği görülmektedir. Davalı-davacı bu kez, tedbir nafakası davasında ileri sürdüğü vakıaları, boşanma sebebi yaparak erkeğin boşanma davasına karşı 05.12.2013 tarihinde boşanma davası açmıştır. Önceki nafaka davasının açılmasından daha önceki bir tarihte başlamak üzere; tarafların ayrı yaşamaya başladığı, nafaka davasının açılmasından sonra da yeni bir olayın meydana gelmediği; taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı gibi, aksini kanıtlar nitelikte bir delil de bulunmamaktadır. Kadın açtığı nafaka davasında, "huzursuzluk çıkarıp bağırıp çağırdığı, sık sık müşterek haneyi terk edip gittiği, evi ve çocukları ile ilgilenmediği gerekçesiyle kusurlu bulunarak ayrı yaşamada haklı bulunmayıp" davası reddedilip kesinleştiğine ve daha sonra da yeni bir olay meydana gelmediğine göre; davacı-davalıya bir kusur yüklenmesi doğru değildir. O halde, kadının davası yönünden Türk Medeni Kanunu'nun 166/1-2. maddesindeki boşanma koşulları oluşmamıştır. Açıklanan nedenlerle kadının karşı davasının reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru olmamış, ne var ki kadının davasında verilen boşanma hükmü temyiz kapsamı dışında bırakıldığından bu yönde bir bozma yapılmamış, yanlışlığa işaret edilmekle yetinilmiştir...Yukarıda 1. bentte açıklandığı üzere, davacı-davalı erkeğin boşanmayı gerektirir bir kusurunun bulunmadığı, davalı-davacı kadının tam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Durum böyleyken davacı-davalı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı-davacı kadın lehine maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakasına hükmedilmesi isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir…”
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2014/17449 E., 2015/7854 K. ve 20.04.2015 Tarihli Kararında; “…Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı-karşı davacı erkek tarafından her iki dava yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle, duruşma için belirlenen 20.04.2015 günü temyiz eden davalı-karşı davacı ... vekili Av. ... geldi. Karşı taraf davacı-karşı davalı ... ile vekilleri gelmediler. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle davalı-karşı davacı erkeğin sürekli alkol aldığı, birlik görevlerini yerine getirmediği, güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu davacı-karşı davalı kadının da sık sık evden ayrılarak ailesinin yanına gittiği, en son evden ayrılırken eşinin müşterek çocuğun sünnet töreni için bankadan kredi olarak çektiği parayı da alarak müşterek konutu terk ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-karşı davacı erkek de dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davalı-karşı davacı erkek tarafından açılan davanın da kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile karşı davanın reddi doğru bulunmamıştır…”
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2011/21265 E., 2011/21769 K. ve 12.12.2011 Tarihli Kararında; “…Mahkemece davalı kadının tamamen kusurlu bulunduğundan bahisle boşanma kararı verilmiştir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davacı kocanın eşini baba evine bıraktığı eşi ve çocuğuyla ilgilenmediği, birlik görevlerini yerine getirmediği, buna karşılık davalı kadının da ailesinin etkisinde kalarak sık sık evi terk ettiği, birlik görevlerini yerine getirmediği ve kocasının ortak konutta olmadığı bir zamanda ev eşyalarını sattığı sabit olmuştur. Tarafların gerçekleşen bu kusurlu davranışlarına göre, boşanmaya neden olan olaylarda taraflar eşit kusurludur…”
Davalarınızda uzman bir avukattan yardım almak hukuki açıdan sizi koruyacaktır. Detaylı bilgi için bize ulaşabilirsiniz.
Bu sitede yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır. Bu yazılardan kaynaklı herhangi bir sorumluluğumuz bulunmamaktadır.
Turkish
English
Russian
العربية
German